Tevbe
Tövbe
Haram, günah işledikten sonra, pişman olup, Allahü teâlâdan korkmak, bir daha yapmamaya karar vermek.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Ey mü'minler! Hepiniz Allah'a tövbe ediniz ki felâh (kurtuluş) bulasınız.
Allahü teâlâ tövbe edenleri sever.
En iyiniz, günâhtan sonra hemen tövbe edeninizdir.
Tövbe eden, günah işlememiş gibi olur.
Rûh gargaraya gelmedikçe, Allahü teâlâ kulun tövbesini kabûl eder.
Günâhlarınız çok olup göklere kadar ulaşsa, tövbe edince Allahü teâlâ tövbenizi kabûl eder.
Günahtan sonra hemen tövbe etmek, farzdır. Tövbeyi geciktirmek büyük günâhtır. Bunun için de, ayrıca tövbe etmek lâzımdır. Farzı yapmamanın günâhı ancak kazâ etmekle affolur. Her günâhın affı için, kalb ile tövbe etmek ve dil ile istiğfâr etmek (bağışlanmasını istemek) ve beden ile kazâ etmek lâzımdır.
Ey oğlum! Bir hatâ işlediğin zaman hemen tövbe et ve sadaka ver. Tövbeyi yarına bırakma. Çünkü ölüm, ansızın gelir.
İnsanları iki şey helâk eder: Biri tövbe ederim diyerek günâh işlemeleri, diğeri de sonra yaparım diyerek tövbeyi geciktirmeleridir.
Her uzvun tövbesi vardır. Kalbin tövbesi, harâm işleri yapmaya niyeti terk etmesi; gözün tövbesi, harâma bakmaması; ayakların tövbesi, harâma gitmemesi; kulakların tövbesi, haram şeyleri dinlememesi; karnın tövbesi harâm yememesidir.
Şartlarına uygun yapılan tövbe muhakkak kabûl olur. Tövbenin kabûl edileceğinde değil, tövbenin şartlarına uygun olup olmadığında şüphe etmelidir. (İmâm-ı Gazâlî) Tevbe yâ Rabbî hatâ râhına git tiklerime Bilip ettiklerime bilmeyip ettikle rime
Tevbe Bi'atı
Mürşid-i kâmil denilen velî bir zâtın, huzûrunda tövbe edip günâh işlememek üzere söz vermek.
Tevbe Sûresi
Kur'ân-ı kerîmin dokuzuncu sûresi. Berâe sûresi de denir.
Tevbe sûresi Medîne'de nâzil oldu (indi). 128 ve 129. âyet-i kerîmeleri Mekke'de indi. Yüz yirmi dokuz âyettir. Evvelinde Besmele nâzil olmamıştır. Sûre, müşriklerin Allahü teâlâ ile alâkalarının kesildiğini, bundan sonra onların Kâbe'ye yaklaştırılmayacağını, müslüman olmadıkları takdirde öldürüleceklerini bildiren bir ültimatom mâhiyetindedir. Sûre, Peygamber efendimizin şefkat ve merhâmetini bildiren âyet-i kerîmelerle sona erer.
Tevbe sûresinde buyruldu ki:
Allahü teâlâya ve kıyâmet gününe inanmayan ve Allahü teâlânın ve Resûlünün haram ettiklerine haram demiyen ve hak olan İslâm dînini kabûl etmeyen kâfirlerle, cizyeyi kabûl ettiklerini veya müslüman olduklarını bildirinceye kadar harb ediniz! Onları öldürünüz.
Kur'ân-ı kerîm bana âyet âyet, harf harf nâzil oldu. Ancak Tevbe ve İhlâs sûreleri hâriç. Bunlar bana yetmiş bin saf melekle berâber nâzil oldu.
Tevbe-i İstigfâr
Kendini kusurlu görerek, günâhlara tövbe etmek, Allahü teâlâdan af dilemek.
Tevbe-i istigfâr devâmlı olmalıdır. Haramları ve şüpheli şeyleri, öldürücü zehir bilmelidir.
Tevbe-i Nasûh
Sâdık tövbe, işlediği günâhı bir daha yapmamak üzere tövbe etmek ve bu tövbesinde tam kararlı olmak.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Ey îmân edenler! Günâhlarınızdan Allahü teâlâya tevbe-i nasûh ile tövbe ediniz.
Tevbe-i nasûh dört şey ile tamam olur.
- 1) Dil ile istiğfâr etmek (bağışlanmayı dilemek).
- 2) Günâhı işleyen âzâ ile günâhı terk etmek.
- 3) Bu günâhı bir daha işlemiyeceğine kalb ile kesin karar vermek.
4) Günâh işlemeye sevk eden her türlü vâsıta ve arkadaştan uzaklaşmak.
Bir kimse bir günâhı yapıp, sonra onu gözünün önüne getirip, ölünceye kadar, ben Rabbimin emrine niçin karşı geldim, niçin bu günâhı işledim?diye pişman olup, bir daha öyle bir günâha dönmemesidir. İşte bu tevbe-i nasûh yâni bir daha günâha dönmemek üzere yapılan tövbedir.
Kaynak: Dînî Terimler · 3 dk okuma
Bölüm: Dînî Terimler