Yakîn
Şek ve şüpheden uzak olan; kesin. Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki: Biraz bekledi, çok geçmeden Hüdhüd gelip, şunları söyledi:"Ben senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sana Sebe'den yakîn bir haber getirdim."
- 1. Şek ve şüpheden uzak olan; kesin.
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
Biraz bekledi, çok geçmeden Hüdhüd gelip, şunları söyledi:"Ben senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sana Sebe'den yakîn bir haber getirdim."
Îmân ağaç gibi olup; kökü yakîn, dalı takvâ, nûru hayâ, meyvesi cömertliktir. (Ali (r.anh))
- 2. Sağlam, sarsılmayan, şüphe ve tereddüt bulunmayan îtikâd, îmân.
Âgâh olunuz ki; insana dünyâda yakîn ve âfiyetten (günahlardan uzak olmaktan) daha hayırlı bir şey verilmemiştir. Öyle ise Allah'tan o ikisini isteyin.
Yakîn ihsân edilen birinin kerâmetlere, hârikalara, ihtiyâcı olmaz. Bütün bu kerâmetler, Zât-ı ilâhînin zikrinden ve kalbin bu zikr ile zînetlenmesinden aşağıda kalır.
Kalb, bid'at pisliklerinden temizlenmedikçe ve Ehl-i sünnet îtikâdı ile süslenmedikçe, hakîkat güneşinin ışıkları oraya giremez. O kalb yakîn nûru ile aydınlanamaz.
Her şeyi akıl ile isbât ederek inandırmak kolay değildir. Yakîn elde edebilmek için, isbât yoluna gitmektense, kalbi hastalıktan kurtarmak lâzımdır.
- 3. Ölüm.
Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki:
Sana yakîn gelinceye kadar da Rabbine ibâdet et.
Mücrimlere, sizi Cehennem'e sokan nedir? derler. (Onlar da cevap verirler): Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksulu doyurmazdık. (Bâtıla) dalanlarla berâber dalardık. Hesâb gününü de yalan sayardık. Nihâyet bize yakîn gelip çattı.
Kaynak: Dînî Terimler · 1 dk okuma
Bölüm: Dînî Terimler