Vahşi
Vahşi bin Harb Habeşi, hazret-i Hamzanın Bedr gazasında öldürdüğü Tuavme adındaki kafirin kardeşinin oğlu Cübeyr bin Mutimin kölesi idi. Uhud gazasında, Cübeyr, buna, Hamzayı öldürürsen azad ol demişdi.
Hind de babasının ve amcasının intikamı için, Hamzayı öldürene çok altın vad etmişdi. Bunlar için Vahşi, hazret-i Hamzayı, ok atarak ağır yaraladı ve kılıncı ile şehid etdi. Ciğerlerini çıkarıp Hinde götürdü. Her ikisi de, dünya zineti için, bu işi yapdı. Uhudda, Resulullah, birkaç kafire beddüa etmişdi. Vahşiye niçin lanet etmiyorsun dediklerinde, (Mirac gecesi, Hamza ile Vahşiyi kolkola, birlikde Cennete girerlerken görmüşdüm) buyurdu. Mekkenin fethinden sonra, Vahşi, Taiflilerle birlikde Medinede mescide gelip, iman etdi. Afva kavuşdu. Fekat, Yemame tarafına gitmesi emr olundu. Resulullaha karşı çok mahcub olup, başı önünde yaşadı. Bir daha Medineye gelmedi. (Muhammediyye) kitabında (Adı da Vahşi, kendi de vahşi) yazısı, müsliman olmadan önce Vahşi olduğunu bildiriyor. Iman edince, tertemiz oldu. Bütün Evliyadan yüksek oldu. Hicretin onbirinci [11] senesi Yemamede mürtedler ile çok şiddetli harb oldu. Müseyleme ordusundan yirmibin, Halid ibni Velid askerinden ikibin kişi öldü. Önce müslimanlar bozuldu. Sonra, Vahşi hazretleri kahramanca saldırıp, hazret-i Hamzayı şehid etmiş olduğu kılınç ile Müseyleme-tül-kezzabı öldürdü. Bunu gören müslimanlar hücum edip, zafer elde edildi. Resulullahın vaktile, Vahşiyi Yemame tarafına göndermesinin, büyük mucize olduğu böylece meydana çıkdı. Yermük gazasında da bulunup, rumlara karşı çok kahramanlıkları görüldü. Humsda yerleşdi. Hazret-i Osman zemanında orada vefat etdi. Vahşinin iman etdikden sonra, şerab içdiğini ve bu yüzden had cezası verildiğini söyliyenler oluyor. Bu haberlere sahih diyemeyiz. Sahih desek bile, bu yüzden bir sahabiye hatta herhangi bir müslimana dil uzatmak caiz olmaz. Her müslimanı ve Eshab-ı kiramın hepsini iyilikle yad etmemiz emr olundu. Büyük alim ve onüçüncü asrın müceddidlerinden mevlana Halid-i Bağdadi, (Adab-ı tarika-i aliyye) kitabında buyuruyor ki, (Ehl-ullaha itiraz eden kimsenin küfr üzere öleceğini gösteren hadis-i şerifler vardır. Velinin masum olması şart değildir. Eshab-ı kiram arasında had cezası verilen ve eli kesilen oldu. Halbuki, Sahabenin en aşağı derecede olanı da Veli idi. Hepsi, Sahabi olmıyan Velilerin hepsinden daha yüksek idiler. Velilerin hepsi, günaha devam etmekden mahfuzdurlar. Hepsi tevbe ve istigfar eder. Belki, bazan günah işlediği için pişmanlıkları, ağlamaları, Allahü tealaya yalvarmaları daha çok olur. Dereceleri artar. Bu sebeble, (Hikem-i Ataiyye)de, (Zillet ve inkisara sebeb olan günah, izzet-i nefse ve kibre sebeb olan taatden daha hayrlıdır) denilmişdir.
Amelleri ve sıfatları müsavi olan iki Veliden, tevbesi daha çok olanın, masum olandan daha üstün olduğu bildirildi.) (Buhari)de diyor ki, (Eshab-ı kiramdan Abdüllah adında birine, şerab içdiği için had cezası verildi. Resulullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, buna lanet edildiğini işitince, (Ona lanet etmeyiniz! Çünki O, Allahı ve Resulünü sevmekdedir) buyurdu.) (Merec-ül-bahreyn)de, Ahmed Zerrukdan alarak diyor ki, (Masum olmak, kusursuz olmak, Peygamberlere mahsusdur. Velinin masum olması şart değildir.
İsrar ve devam olmadan, büyük günah işlemek, vilayeti bozmaz. Veli, günahından vazgeçer ve tevbe eder. Günah işlemek, insanı helak etmez. Günaha devam etmek, tevbeyi terk etmek, helak eder. Adem aleyhisselamın zellesi ile, İblisin ısyanı, bundan dolayı farklı oldular.) Eshab-ı kiramın hepsini sevmekle ve hepsine saygılı olmakla emr olunduk. Sevilmeleri az veya çok olabilir. Fekat, hiçbirine dil uzatmamız, kötü bilmemiz caiz değildir. Kendi kusurlarımıza bakmamız, hiçbir müslimanı gıybet etmememiz lazımdır.
Kaynak: Dînî Terimler · Ansiklopedi · 3 dk okuma
Bölüm: Ansiklopedi