İdrâk
Bir şeyin aslını, mâhiyetini, hakîkatini bilmek, anlamak.
Kur'ân-ı kerîmde, meâlen buyruldu ki:
O'nu (Allahü teâlâyı) gözler (dünyâda) idrâk edemez. O ise, gözleri bilir anlar. O, ihsân sâhibi bilicidir.
İnsanı hayvandan ayıran, ilim ve idrâktir
İnsanların hâlet-i rûhiyeleri (rûhî durumları) farklı oduklarından, idrâk ve fehmleri (anlamaları) da farklı olmaktadır.
Şükür, şükürden âciz kalındığını idrâk etmektir.
Allahü teâlânın zâtı idrâk edilemez. Dünyâ yurdunda gözle görülmez. Kalb, O'nun varlığını tastîk eder. Âhirette gözler O'nu görecektir. İnsanlar, Allahü teâlâyı âyet ve delîllerle bilmektedir. Kalbler O'nu tanır, fakat akıllar O'nu idrâk edemez.
İdrâk-i Basît
Tasavvuf yolcusunun kendini müşâhedede (görmede) fâni (yok) olması.
Kaynak: Dînî Terimler · 1 dk okuma
Bölüm: Dînî Terimler